Eski Enerji Bakanı Taner Yıldız: “Bu yapıyı 11 yıldır biz yarattık, hata etmişiz.”

             

‘FETÖ ile mücadele’, ortalığı muhaliflerden temizleme aracı oldu

 Orhan Bursalı  Cumhuriyet
Tüm bunları biliyoruz da, demek istediğim başka bir nokta var: İktidar FETÖ’yu bu kez yine muhalefeti temizlemek için kullanıyor.
Kendi içini sarıp sarmalayan, baştan sona kucak kucağa yaşayan FETÖ’cüler dururken, bu örgütle zerre ilişkisi olmayanları FETÖ diye içeri atıyor.
En yakınımızdaki olay Cumhuriyet ve arkasından Sözcü. Tabii üniversitelerden atılan, FETÖ ile ilişkisiz daha binlerce insan.
Saflaştırılmış, sadece AKP’lilerden oluşan bir devlet yaratıyor.
Sadece lidere evet diyen insanlardan oluşan bir de parti yaratılıyor.
Parti - Hükümet - Devlet...
Bunları yaratmanın aleti de yine FETÖ...
FETÖ ile mücadele büyük bir yalana dönüştü artık. Daha yıllarca “FETÖ ile mücadele” yaftası altında, yüzde 50’ye yapmadıklarını bırakmayacaklar anlaşılan...
OHAL’i tam da bunun için seviyorlar.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/746203/_FETO_ile_mucadele___ortaligi_muhaliflerden_temizleme_araci_oldu.html 
    
      

Yoksa FETÖ kazandı mı?

 Ali Sirmen  Cumhuriyet 
- Yoksa 15 Temmuz’da FETÖ kazandı mı? Ne dersin sevgili kardeşim Saygı?
Gerçi, önemli bir bölümüne bir şey olmamasına karşın bir kısım FETÖ’ cüler şimdi içerdedirler ama bunların içerde olmalarına rağmen fikirlerinin iktidarda olduklarını ileri sürecek olanlara ne yanıt verilebilir ki?
Fethullah Gülen’in ve yandaşlarının 15 Temmuz girişimi yenilgiye uğrasa bile, şu anda “galip sayılır bu yolda mağlup” diyerek yandaşlarına moral aşılamaları şaşırtıcı değil.
15 Temmuz’da FETÖ kazansaydı, ne olacak idiyse, yine aynı şeyler oluyorsa eğer, FETÖ’nün kazanıp kazanmadığı sorusunun hiçbir önemi kalmamıştır.
Çünkü, eğer demokrasi kazanmamışsa, FETÖ’nün kaybetmiş olduğunu söylemek önemli de değildir, mümkün de...
http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/05/24/burhan-kuzu-gulenle-fotografa-kizdi/
    
 http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/746202/Yoksa_FETO_kazandi_mi_.html
              

Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan Ceylan Naz Baycan'ın o röportajı...

     
Zonguldaklı yönetmen Baruönü anlattı... Kelebeğin Rüyası ve Zonguldak'ın kaçırdıkları...
Öncelikle Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu amcamın arkadaşları olduğu için onların şiirleriyle büyüdüğümü söylemeliyim... Behçet Necatigil babamın Çelikel Lisesi’nde hocasıydı... Tüm bunların yanında senaryoyu okuyunca çok etkilendim, o an ikinci kere düşünmeden tamam dedim... Kendi adıma 1940’ların Zonguldak’ını tekrar yaratıp babamın 70 yıl sonra o sokaklarda tekrar yürüyüp, havasını soluyabilecek olması bile yeterli bir nedendi.
    
Bu projede yola çıkarken aslında hedefimiz biraz daha farklıydı. Yılmaz Erdoğan kurulacak onca dekorun sonra heba olmamasını, kalıcı bir proje gerçekleştirmemizi istedi. Tüm çalışmalar bu yönde başladı... Amaç, Zonguldak’ta bize tahsis edilecek bir alanda bu dekoru kurmak ve çekim sonrasında halkın gelip gezebileceği vakit geçirebileceği bir alan yaratmaktı... Zonguldak valisinden belediyesine herkes bize çok yardımcı oldu. Çizimler yapıldı, Zonguldak'ın 70 sene önceki hali birebir kurulacak, içindeki dükkanlar, tiyatro ve sinema salonları gerçekten sonrasında faaliyet verecek şekilde dizayn edilecekti... Film dekoru sonrasında yaşayacak bir kent müzesi tematik park olarak kalıcı hale gelecekti ama zemin etüt çalışmaları sırasında bazı engellerle karşılaşınca maalesef proje hayata geçemedi... Bunun üzerine dekorların bir kısmı Zonguldak'a bir kısmı da İstanbul'a kuruldu.
    
Üzerinde çalışmalar yapılıyor, seni haberdar ederim. Şahsen ben yapmış olduğum bu yoğun çalışma sonrasında bulduğum Zonguldak fotoğraflarından bir fotoğraf albümü yapmayı da planlıyorum... Gönlümde Zonguldak’ta kalıcı bir Kent Müzesi’nin yapılması da var... Bir kentin tarihine tanıklık edecek çok farklı fotoğraflar var elimizde...
 PUSULA 
http://www.pusulagazetesi.com.tr/zonguldakli-yonetmen-baruonu-anlatti-kelebegin-ruyasi-ve-zonguldakin-kacirdiklari-79443-haberler.html 
        
Tutuklu belgeselci Kazım Kızıl: Cezaevinden çıkınca delirmek istiyorum
Tutuklanmadan önce görünen ve görünmeyen çocuk işçiliğine dair kısa belgesellerden oluşan bir seri üzerinde çalışıyordum. Tütünde ailesiyle birlikte çalışan, ücret almayan bu yüzden bildiğimiz anlamda işçi sayılamayan çocukları anlatan ‘Nerdesin Arkadaşım’ adlı serinin ilk belgeselinin kurgusu bitmişti. Müzikleri ve ‘color correction’ı kalmıştı. İsmini Yaşar Kemal’in çocuklarla yaptığı röportajlardan oluşan kitabı Nerdesin Arkadaşım’dan alan bu belgeselde çocukluğumun yansımaları mevcut. İkinci film ise Suriyeli çocuk işçiler olacaktı. Bir de İzmir’de özellikle Bayraklı’da hemen hemen tamamı yandaş holdinglerin diktiği gökdelenleri anlattığım, İzmir’in Penisleri belgeselim üzerine çalışıyordum.
      
Hayatımda ilk kez cezaevine girdim. Psikolojik taciz ve baskılarla karşılaştım. Uzunca bir süre Erdoğan marşları kulaklarımda çınladı. Neyse ki sonrasında içimden sürekli okuduğum Neşat Ertaş türküleri ve Turgut Uyar şiirleri ile marşlara ısınmamış kulağımdaki izleri sildim. 8 kişilik koğuşta, 19 kişi kalıyoruz. Yani beş arkadaşımız yerde yatmakta. Mektuplar günlerce okuma komisyonunda bekliyor.
http://t24.com.tr/haber/tutuklu-belgeselci-kazim-kizil-cezaevinden-cikinca-delirmek-istiyorum,405433 
     
      
ZOKEV tarafından Çaycuma’da düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan Prof. Dr. İlhan Tekeli, “19. yüzyılın sonunda insanların doğayla ilişki kurma problemi bir mühendislik projesi mantığıyla ele alındı. 1960’larda buna bir de kalkınma mantığı eklendi. Bu iki mantık yan yana geldi, Filyos Projesi’ni üretti. Ancak bugün mühendislik mantığı çok yüksek prestijli bir mantık değil. Yüksek prestij sahibi olan ekoloji mantığıdır. Zonguldak’ın kalkınma problemini ekoloji mantığıyla çözme becerisi göstermemiz gerekiyor” dedi.
                      
FİLYOS PROJESİ TEMCİT PİLAVI GİBİ HALKIN ÖNÜNE SUNULUYOR

Havzanın dışa açılımına ilişkin görüşlerini de açıklayan Tekeli, “Bu planda Adapazarı, Zonguldak arasında ilginç bir demiryolu projesi görüyoruz. Bölge ekonomisini İstanbul ekonomisine bağlamak amacıyla planlanan bu demiryolu bölgenin iç bütünlüğünü sağlamaktan uzak olduğu için bölge için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Ayrıca tüm ağır sanayileri Filyos Vadisi’ne yığarak arkadaşların itiraz ettiği sonuçları doğuracaktır. 2013’te nüfusun %1,33’ü bu üç ilde yaşıyor. Buranın GSYİH’sı 2,05’ken, 0,94’e düşmüş durumda, Karabük 28, Zonguldak 29, Bartın ise 48. sırada yer alıyor. Çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız. 1980’lerden sonra Filyos Projesi ve onun etrafında büyük girişimcilerle devlet tarafından yapılacak faaliyet konsantrasyonu Zonguldak’ın geleceğinin temel projesi olarak görülüyor. Uygulanamıyor ama temcit pilavı gibi tekrarlanarak varlığını sürdürüyor” dedi.
 Halkın Sesi 
http://www.halkinsesi.com.tr/zonguldak/filyos-projesi-terk-edilmis-bir-mantigin-urunu-h36151.html 

Geçmişe mazi...

     
"7 yıl önce siz ona 'Hocaefendi' derken, biz Feto diyorduk"
19 Mayıs'ta 'FETÖ' operasyonu düzenlenen Sözcü gazetesi, önceki yıllarda Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetlerine yönelik attıkları tepki manşetlerini hatırlatarak, "7 yıl önce siz ona “Hocaefendi” derken, biz Feto diyorduk" ifadesini kullandı.

DVD Sinema

Torbacı ve tombalacı partinin batıcı, ekonomik biat programı bu filmde 

  Inside Job  

Charles Ferguson (No End In Sight), 2008 yılının ekonomik krizini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren ilk film olan "Inside Job"u sunar! 20 trilyon dolara bedel olan global eriyiş milyonlarca kişinin evlerini ve işlerini kaybetmeleriyle sonuçlandı. Tanınmış finansçılar, politikacılar, gazeteciler ve detaylı araştırmalar sayesinde Inside Job, çarpık bir düzenin yozlaşmış politikalarını, kurallarını ve akademik ilişkilerini gün yüzüne çıkarıyor.
(2011'in En İyi Belgesel Oscar Ödülü Sahibi)
       
http://www.dr.com.tr/Film/Inside-Job/Belgesel-Spor-Hobi/Yabanci/Belgesel/urunno=0000000358731

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

Oda Başkanı Ali Ekber Çakar, 13 Mayıs 2017 tarihinde, Muğla’dan Marmaris yönüne giderken, 24 vatandaşımızın hayatını kaybettiği kaza ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.
Trafik Kazalarını ve Toplu Ölümleri Önlemek İçin Araç Teknik Denetimleri Geliştirilmelidir
Konuya ilişkin edinilen ilk bilgilere göre, 03 FR 247 plakalı 2003 model midibüsün frenlerinin tutmaması sonucu sürücünün direksiyon hâkimiyetini yitirmesinin kazaya neden olduğu belirtilmektedir. Ancak bir kazanın oluşabilmesi için sürücü kusuru dâhil birden fazla etkenin bir araya gelmesi gerekmektedir. Nihayetinde bu olayda olduğu gibi, 2014 yılında alınan D sınıfı sürücü belgesine sahip sürücünün uzun yol tecrübesinin olmaması, bilinçsiz araç kullanımı, araç frenlerinin bakımlı olmaması ve eşdeğer yedek parça kullanılmaması gibi etkenler bu tür acı kazalara davetiye çıkarmaktadır.
Ülkemizde 2016 yılında yaşanan trafik kazalarından dolayı 3 bin 493’ü olay yerinde olmak üzere toplam 7 bin 300 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu durum, AB ortalamasının (50 kişi/milyon nüfus) yaklaşık iki katıdır.

https://www.mmo.org.tr/merkez/basin-aciklamasi/trafik-kazalarini-ve-toplu-olumleri-onlemek-icin-arac-teknik-denetimleri 
      

Komünist gençlerden uyuşturucuyla mücadele çağrısı: Yaşamın dozunu yükselt!

TKG’nin yayınladığı deklarasyonda, “uyuşturucuya karşı mücadelenin anti-emperyalist savaşın bir parçası ve yurtseverlik görevi olduğu” belirtilerek, NATO güçleri ve ABD’nin işgal ettikleri bölgelerde direnişi kırmak için uyuşturucunun yaygınlaşmasını sağladıklarına işaret edildi. “Ülkemizde ve dünyada; işçi sınıfına, direnen halklara ve işçi sınıfı devrimcilerine karşı terör uygulamak üzere NATO tarafından kurulmuş, kanlı kontrgerilla örgütlenmeleri, eylemlerinin finansmanını büyük ölçüde uyuşturucu üzerinden sağlamaktadır” denilen açıklamada, gençler, ülkenin geleceğini karartan bu örgütlerin maşası olmamaya çağırıldı.
http://www.abcgazetesi.com/komunist-genclerden-uyusturucuyla-mucadele-cagrisi-yasamin-dozunu-yukselt-53762h.htm 

Van - Gürpınar

Kayyum, adını kaldırdı, yetmedi kütüphaneyi de kapattı
Şair yazar Niyazi Sönmez’in adının verildiği ve içinde dünya klasikleri, Kürtçe öyküler, Kürtçe sözlük, mitoloji, felsefe ve şiir kitaplarının yer aldığı kütüphaneye Gürpınarlılar yoğun ilgi göstermişti.
Üzerinde dünya ve Kürt edebiyatından Pablo Neruda, Ahmedê Xanî, Musa Anter, Cegerxwîn, Nazım Hikmet gibi şair ve yazarların isimlerinin yazılı olduğu ve renkli boyalarla çocuk resimlerinin tasvir edildiği halk kütüphanesini açanlara ilişkin kayyum, “Örgüt propagandası” yapıldığı gerekçesiyle soruşturma açılması için suç duyurusunda bulunmuştu.
https://www.artigercek.com/kayyum-adini-kaldirdi-yetmedi-kutuphaneyi-de-kapatti 
     

Çok yeni!

Meslek Gazetesi 1924 - 1925

Türkiye'de İşçi Hayatı ve Zonguldak Kömür Havzası
MESLEK GAZETESİ 1924 - 1925 Türkiye'de İşçi Hayatı ve Zonguldak Kömür Havzası adıyla yayınlanan kitap, bir dönemin işçi hareketine ışık tutması bakımından önemli bir çalışma.

Meslek gazetesinde çeşitli esnaf cemiyetleriyle meslek örgütleri hakkında yazı ya da haberler yayımlanmış ve işçilerle ilgili dönemin güncel olaylarını da kapsayan çeşitli yayınlara yer verilmişti. Zeki Cemal gibi isimler kanalıyla işçi tarihinin yapraklarının aralandığı Meslek gazetesinde “amele tarihi”, “amele hayatı” ve “amele hareketleri” gibi başlıklar altında Türkiye'deki işçi sınıfının geçmişinin yanında etkinlikleri ve örgütlenme çalışmaları hatta işçilerin yaşamları ve yaşam şartları işlenmişti.

“Meslek Gazetesi 1924-1925, Türkiye'de İşçi Hayatı ve Zonguldak Kömür Havzası” adını taşıyan çalışma, birbirini destekleyen iki konu üzerine oturtulmuştur. İlk bölümde, gazetenin işçilere yönelik yayınları ve işçi sınıfına yaklaşımı ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Zonguldak kömür havzası ve kömür işçilerine yönelik gazetenin oldukça ciddi düzeydeki yazı dizileri incelenmiştir. Zonguldak kömür havzası ve bölgedeki işçi hayatının bilimsel düzeye yakın ele alınmış olmasından dolayı, gazetenin bu konu hakkındaki yazı dizisi ve konuyla ilgili yazıları günümüz Türkçesine çevrilerek çalışmaya ek olarak konulmuştur.
             

Kitap

Maden emekçisi Salim Çalık’ın “Gülmekle Ağlamak Arası” ve “Erkene Alınmış bir Ölümün Ertelenmiş Şiiri” kitaplarının ardından 3. Kitabı “Göçükte Yüreğim” isimli şiir kitabın yayımlandı. KHK ile çalışmakta olduğu TTK Armutçuk Müessesesindeki işine son verilen ve hakkında hiçbir dava açılmaması nedeniyle “Benimle ilgili bir dava açın” diye kapı kapı dolaşan ve hakkında hiçbir soruşturma açılmadığını ifade eden Salim Çalık, “Göçükte Yüreğim” isimli şiir kitabının büyük ilgi gördüğünü ve yurdun dört bir yanından sipariş geldiğini belirtti.
OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.ereglionder.com.tr/guncel/caliktan-3-kitap-h71237.html

Ereğli’de İhraçlarla Dayanışma Etkinliği Yapıldı
Kdz. Eğitim Sen Temsilciliği tarafından, KHK kararlarıyla mesleklerinden ihraç edilen Eğitim Sen Zonguldak Şube Sekreteri İsmet Akyol, Çaycuma Temsilcisi şair Gökhan Taner Günsan ve Eğitim Sen üyesi Bülent Kopan, ESM üyesi Maden Mühendisi Halis Önay ve TTK işçisi GMİS üyesi şair Salim Çalık'la dayanışma etkinliği ve şiir dinletisi düzenlendi.
"O Halde Şiirde, Söyleşide Buluşuyoruz" adıyla Erdemir Teknikerler Derneği'nde yapılan etkinliğe Eğitim Sen üyelerinin yanı sıra Ereğli ve Zonguldak’tan çok sayıda kişi katıldı. Etkinlikte Eğitim Sen Çaycuma Şube Temsilcisi şair Gökhan Taner Günsan ve TTK işçisi şair Salim Çalık şiirler okudu, kitaplarını imzaladı, söyleşi de bulundu.

Bir Belediye İşçisinin Hayal Dünyası: Çöpteki Hazineler Müzesi

New York’un Doğu Harlem semtinde, belediyede çalışan çöp toplama görevlisi Nelson Molina’nın kurduğu bir müze var: “Çöpteki Hazineler Müzesi”. Son birkaç yıldır İl Sağlık Müdürlüğü’ne ait kullanılmayan bir garajda barınan ‘müze’, Molina’nın 1980’lerden beri çöplerden toplayarak sakladığı afişlerden röprodüksiyonlara, masklardan oyuncaklara, aile fotoğraflarından şehir haritalarına kadar binlerce nesneyi biraraya getiriyor.



Nelson Molina 30 küsur yıl New York belediyesinde çöp toplama görevlisi olarak çalışmış. Çöplerden seçtiği birtakım nesneleri biriktirmeye 1980’lerde başlamış, ama çöpten kişisel kullanım için herhangi bir şey almak yasak olduğundan bunu uzun süre gizlemek zorunda kalmış. Topladıklarını önce belediye garajındaki soyunma odalarının dolaplarında biriktirip sergilemeye başlamış. Sonraları, binanın eskiliğinden ötürü çöp kamyonlarının garajdan çıkarılıp sokağa park edilmesine karar verilmesiyle açılan geniş alan, Molina’nın çöp ‘müze’sine ev sahipliği yapmaya başlamış. Molina’nın koleksiyonu zamanla meslektaşlarına da ilham vermiş ve şehrin dört bir yanından işçiler çöplerden topladıkları nesneleri müzeye getirmeye başlamışlar.
     
http://www.e-skop.com/skopbulten/bir-belediye-iscisinin-hayal-dunyasi-copteki-hazineler-muzesi/3378

Yeni

Kabuslar

Her insan yaşamında “kâbuslar” yaşamıştır. Kalıcı olur, geçici olur, ama mutlaka vardır.
Kâbuslar akılda kalır. Yaşamımızda belki mutluluklar daha fazladır ama akılda kalmaz.
Oysa insanlar “mutlu” günlerini daha da artırmak için yaşar ve hep de onları anmak, onlarla yaşamak ister. Ne yazık, bu büyük bir aldatmacadır.
Asıl kâbus nedir biliyor musunuz?
Bu yüzyılda, böyle bir ülkede eli kolu bağlı yaşamak zorunda kalmak.
Gerisi “teferruat”...
    

Çok yeni!

Çizmelerimi Çıkarayım mı ?

Soma... 13 Mayıs 2014
Devletin böylesine riskli bir iş alanındaki faaliyetlerinden geri çekilmesiyle, yani madenleri özelleştirme politikaları doğrultusunda özel şirketlere devretmesiyle oluşan sistem ağır sonuçlar doğurmuştur. 
Soma Katliamı, aşırı kâr hırsı, üretim baskısı, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları ile dayıbaşılık denen kuralsızlığın ve denetimsizliğin oluşturduğu kötü düzenin bir sonucudur.
Bu kitap tütün destek politikalarının sonlandırılmasıyla başlayan ve katliamla devam eden süreçleri mercek altına alıyor, bu esnada da Soma insanının acılı serüveninin her aşamasını, tanıklıklara dayanarak bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Yaşananların bir daha olmaması için kendi içinde bir hafıza oluşturma çabası...
               

Önceki gece yaşamını yitiren Odatv Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil bugün uğurlanıyor.


Mümtaz İdil uğurlanıyor
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’na (KOAH) yakalanan Mümtaz İdil bir süredir Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Kanser ve KOAH hastası olan İdil, 65 yaşındaydı. İdil’in cenazesi bugün ikindi saatinde Kocatepe Camii’nde yapılacak dini törenin ardından, Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecek.
 Mümtaz İdil’in yaşamı
Mümtaz İdil 1952 yılında Zonguldak’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Zonguldak’ta tamamladı. 1974’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne “misafir öğrenci” olarak devam etti. A.Ü. Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümünde iki yıl yüksek lisans eğitimi gördü.
http://gazetemanifesto.com/2017/05/17/mumtaz-idil-ugurlaniyor/ 
      
 Kitapları: 
https://www.eganba.com/index.php?p=Products&q_field_active=0&q=M%C3%9CMTAZ+%C4%B0D%C4%B0L&q_field=

Kitap


 "Son çizgi" Eser bırakıp gidiyor...
Zonguldakspor’un başarılı kaleci Antrenörü Bülent Yenidoğan 1 yıldır görev yaptığı kırmızı-lacivertli ekipte değişik antrenman metodlarının yanı sıra kişilik karakter ve iletişimi ile Zonguldak’ta iz bıraktı. Zonguldakspor ile olan sözleşmesi sona eren Bülent Yenidoğan’ın gelecek sezon Zonguldakspor ile devam edip etmeyeceği belirsiz. Ancak Yenidoğan Zonguldak’ta bir eser bırakmak için kalecilik yılları dahil, antrenörlük kariyeri boyunca edindiği tecrübeleri bir kitap haline getirdi. Zonguldakspor alt yapı antrenörü Necmi Cin ile birlikte son iki aydır “Kaleci”leri konu alan bir kitap hazırladı. “Son çizgi” ismini verdiği kitap iki bölümden oluşuyor.
PUSULA 
http://www.pusulagazetesi.com.tr/son-cizgi-eser-birakip-gidiyor-79038-haberler.html 

SergiOdası / Devam ediyor...

     
“Arşivleri karıştırmaya bayılırım. Hani evdeki fotoğraflar, biblolar, mektuplar, bir masa bize yüzlerce yıllık yaşamı özetleyebilir. Buna hafıza diyoruz. Kısacası binayı yıkmıyorsunuz, birkaç kuşağın kültürünü ve yaşamını tepeliyorsunuz, anılarını siliyorsunuz. HAFIZASIZ İNSAN BİR HİÇTİR.”
K. Mendonça Filho 
(Yönetmen)

 4. Soğuksu Sahaf Günleri  
11 Nisan - 31 Mayıs 2017 Soğuksu
     
“Açlık grevini bugün bitirseniz dahi sizin kazandığınız, kamuoyu vicdanına doğrudan etki ettiğiniz hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde sesinizi ve soluğunuzu duyurduğunuz ve açlığınızı paylaştığınız insanlara ulaştığınız açıktır. Kazandığınız o kadar alenidir ki, açlık grevini bugün bitirseniz dahi kazanımınızı davul zurnayla kutlamaya ve 189 günlük direnişinize ortak olmaya hazırız.”
      
                    
Cannes Film Festivali başlıyor; yarışmada Fatih Akın, klasiklerde Yılmaz Güney var
Bu yıl 70'inci kez düzenlenen Cannes Film Festivali yarın (17 Mayıs 2017) yapılacak açılış töreniyle başlayacak. İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın jüri başkanı olduğu ana yarışmada Fatih Akın da "In the Fade" filmiyle yer alıyor. Akın, Cannes'da en son 10 yıl önce "Yaşamın Kıyısında" filmiyle yarışmıştı.

Festivalde Yılmaz Güney’in Altın Palmiye ödüllü filmi ‘Yol’ da, 35 mm’den yenilenmiş kopyasıyla Cannes Klasikleri bölümünde festival takipçileriyle buluşacak.
http://t24.com.tr/haber/cannes-film-festivali-basliyor-yarismada-fatih-akin-klasiklerde-yilmaz-guney-var,404500 
             
Mesut Özil Efsanesi
Futbolun Yıldızları - 5

Uğur Önver

Türk asıllı Mesut Özil, oynadığı futbolla daha şimdiden Alman futbolunun efsaneleri arasına girmeyi başardı. Mesut'un, Alman köy takımından dünya futbolunun zirvesi Real Madrid'e kadar uzanan başarı öyküsünü okurken bizden çok şey bulacaksınız.

Daha çok futboluyla sahada konuşmayı tercih eden, Türk Messi olarak anılan sıra dışı bir yetenek o. Bu kitap, “Futbolcu olmasaydım, emlakçı olurdum,” diyen, futboluyla dünyayı kendine hayran bırakan Mesut Özil'in sıfırdan zirveye çıkışının film tadındaki hikayesidir.

 Devrek  

Bir Bahane, Bir Yalan

           
Şirketin inovasyon ekibinin başındaki Regina Dugan (ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırmalar Departmanı eski yöneticisi), Facebook’un, insanların telefonlarına bakmak zorunda kalmadan mesaj yazmalarını sağlamak için beyin dalgalarını okuyan bir teknoloji üzerinde çalıştığını açıkladı.

Facebook Zihin Okuma Programı Geliştiriyor

Facebook’un açıklamalarına bakarsanız, şirketin bu teknoloji üzerinde çalışma kararı almasının temel gerekçesi şu: İnsanlar mesaj yazmak üzere akıllı telefonlarının başında çok fazla vakit geçiriyor, bu nedenle de çevrelerinden kopmak zorunda kalıyorlar; halbuki beyin dalgalarını okuyabilen bir teknoloji olsa, telefonlarına ellerini sürmeden, üstelik çok daha hızlı bir şekilde mesajlaşabilirler. Tabii asıl söylemek istenen şu: Bir arkadaşınızla yüz yüze sohbet ederken zihniniz telefonunuzdaki mesajla meşgul olabilir, bunda hiçbir sorun yok, sorun karşınızdakini gücendirmekte; işte bu teknoloji sayesinde hem arkadaşınızı dinliyormuş gibi görünüp onu gücendirmeyecek, hem de daha hızlı mesajlaşabileceksiniz.
http://www.e-skop.com/skopbulten/facebook-zihin-okuma-programi-gelistiriyor/3351 

Yeni

Akdeniz Akdeniz
 İlker Özünlü bu kez Akdeniz'de bir gezintiye çıkarıyor bizi: Uygarlıklara, kültürler arasında sıçrayacağımız, karşılaşmalar ve buluşmalarla dolu, ayrıntıları keşfedeceğimiz patikalar boyunca ilerleyişin deryaya kavuştuğu bir yolculuk…
 
İstanbul'dan, Konstantinopolis 'ten başlayacak elbette yolumuz, Ayasofya'nın kubbesinden, ta Bizans zamanından…
 
Sahi Bizans Yunan mıydı, yoksa Osmanlı mı Bizans?

      
https://www.eganba.com/index.php?p=Products&q_field_active=0&q=ilker+%C3%B6z%C3%BCnl%C3%BC&q_field=

Söyleşi

“Akdeniz Akdeniz”, “Endülüs” ve “Parçalı Bulutlar Ülkesi” kitaplarının yazarı İlker Özünlü ile üç kitabını konu alan bir söyleşi yaptık.
Akdeniz direniyor!
“Akdeniz Akdeniz” isimli kitabında Akdenizlilik kimliğini ve kültürünü konu alan Özünlü, “Endülüs” kitabında bu kültüre dair yaptığı çalışmasını gezi notları ile süslüyor. “Parçalı Bulutlar Ülkesi” isimli romanında ise 1 Mayıs 1977’ye atıf yaparak başlattığı hikâyesini, 2010’da Taksim Meydanı’nda kutlanan 1 Mayıs ile bitiriyor.
Kültürün ve kahramanlığın bitişindeki en temel problemin tüketim olduğunu düşünen Özünlü, Subcomandante Marcos’tan alıntı yapıyor: “Yaptığımız en büyük yanlış, medyada Marcos gibi bir figürün öne çıkartılmasına göz yummak oldu. Bundan böyle Marcos olmayacak.”
(İlker Özünlü Zonguldak Devrek doğumlu) 

BEÜ

Bülent Ecevit Üniversitesinde düzenlenen bahar şenliklerinde kurulan uluslararası öğrenci standında, Suriye’deki iç savaşa katılan onlarca örgütten biri olan ÖSO’nun da bayrağının asılması tepkilere neden oldu.
Sınıfsız Gelecek Öğrenci Hareketi adına olaya ilişkin yapılan açıklamada, “Uluslararası öğrenci standında okulumuzda öğrenim gören öğrencilerin, kendi ülkelerinin resmi bayraklarını açması anlaşılabilir olduğu kadar güzel bir şeydir de. Ancak ülkelerin resmi bayraklarının değil de, o ülkede savaşan çetelerden birinin bayrağının asılması kabul edilemez. Bilinçli olarak yapıldığını düşündüğümüz bu uygulama bir bilim yuvası olan üniversitemize yakışmamaktadır.  Ortadoğu’yu kan gölüne dönüştüren çetelerin üniversitemizde yuvalanmalarının önü de açan bu uygulama ülkemizin huzur ve güvenliğini de tehdit etmektedir. Türkiye’nin komşusu küçük grup ve çeteler değil, Suriye Cumhuriyeti’dir” denildi.
Halkın Sesi 
http://www.halkinsesi.com.tr/zonguldak/oso-devlet-mi-h35973.html
Bülent Ecevit Üniversitesi Karaelmas’ın Renkleri’ni Sanatla Buluşturuyor
Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ), zengin bitki örtüsüne sahip olan Zonguldak için sanatla botanik bilimini bir araya getiren farklı bir çalışmaya imza atmaya hazırlanıyor. “Karaelmas’ın Renkleri” adıyla gerçekleştirilecek olan projede geleneksel Türk el sanatları sanatçıları Zonguldak’ta bulunan endemik bitkileri, kendi sanatlarıyla buluşturacak.
Projede yer alan sanatçılar, Zonguldak yöresinin ekosisteminde yer alan bitkiler ile geleneksel sanatlarımızdan tezhip, ebru, katı’, minyatür, hat sanatlarını buluşturarak eserlerini ortaya çıkaracak. Üretilen bu eserler değişik yerlerde sergilenecek ve fotoğraflanarak bir kitap haline getirilecek.
Projede yer alan sanatçılardan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Elemanı Doç. Dr. Münevver Üçer projenin Türkiye’de bir ilk olacağının altını çizerek şunları söyledi: “ Bülent Ecevit Üniversitesi gerek bilimsel gerekse sanatsal alanda çok güzel çalışmalar gerçekleştiriyor. Sayın Rektörümüz böyle bir projenin Bülent Ecevit Üniversitesi’nde gerçekleştirilmesinden memnuniyet duyacaklarını ifade ettiler ve bizi destekledir. Biz de çalışmalarımıza başladık. Projemizde, Zonguldak’ta yer alan endemik bitkileri inceleyerek tezhip, ebru, katı’, minyatür, hat sanatçılarımız kendi sanatlarıyla bu bitkileri buluşturacak ve ortaya çok farklı bir o kadar da güzel eserler çıkacak. Ben sayın Rektörümüze böyle bir projeyi hayata geçirdiği için ve destekleri için çok teşekkür ediyorum.” dedi.

Şu anda baskıda...


     



Rusya, Suriye platformunda 116 yeni silah sistemini deneme, potansiyel müşterilere sergileme şansı bulduğunu açıkladı.
 Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet

Akrep büyüyecek Toma olacak!


Gerici TOMA, Çağdaş Akrep’e karşı
İbrahim Akyürek

Taksim Gezi protestolarından sonra TOMA üzerine neler yazılıp çizilmedi ki! Üretimi yapan fabrika ve sahibinin izi sürülüp tesbit edildi. Sahibi Katmercilerin AKP’li yandaş aile olduğu ortaya çıkarıldı. İzmir’de bulunan fabrikanın önünde protesto eylemi bile yapıldı. Gariban, büyük teneke görünüşlü TOMA’nın teknik özelliklerini ise bilmeyen kalmadı. OT Dergisi’nin “Türkiye Çöl Olmasın! TOMA Vakfı” çıkartması ile alaya bile alındı. Önünde poz vermek neredeyse moda oldu. Yeni teknoloji desteği ile gelecekte kazanacağı yeni kıvrak yetenekleri haberleştirildi. Borsadaki yükselişi (Haziran’dan bu yana %15) okuyanları neredeyse kapitalizm karşıtı yaptı.

TOMA sayesinde ülkemizde çok az görülen, beni şaşırtan bazı şeyler de oldu. Şiddet araçları ile kaynağı arasındaki bağlantı keşfedildi. Biber gazı üretip bize satan Brezilya’nın Büyükelçiliği önünde toplanılıp protesto gösterileri yapıldı. Güney Kore ise elektronik posta yağmuruna tutuldu. Bir şey daha oldu. Kıbrıs’ın yeni başbakanı direnişten çok etkilendi ve önceden siparişi verildiği belirtilen TOMA’ları “ülkemize sokmayacağız” diyerek havasını attı.



TOMA'ya var da, Akrep'e niye yok? 

Yıllardır ülkenin doğusunun sokaklarından eksik olmayan, batısında mitinglerde, eylemlerde öncelikli yerini alan sert görünüşlü Akrep’in ise ne sahibini bilen var, ne üretildiği fabrikayı, ne de taktik saha özelliklerini.

Akrep’e TOMA'nın başına gelen eylemler hiç uğramadı. Tersine Akrep’in saygınlığı, övünülecek yanları bile var. Arada kendi halinde haberler çıkar hani; “Milli mühendislerimiz tarafından yapılan, %1oo yerli...” 

Akrep; çağdaş, laik ve millicidir. Kimin ürettiği, hangi ülkelere satıldığı, borsadaki iniş çıkışları, savaş alanındaki marifetleri silah tüccarları dışında pek kimseyi ilgilendirmez. Solcularımız, özgürlükçülerimiz, millicilerimiz, sol liberallerimiz Akrep’i yakından görür ama bilmezden gelirler. Çünkü, Akrep laik-çağdaş bir aileye mensuptur. “Söz konusu laiklik, çağdaşlık, millicilik, istikrar ise gerisi teferruattır” emri toplumsal siyasi bilinç altına yerleştirilivermiştir.

Akrep’i yapan aile sanat işlerine, sanatçılara el atmasıyla tanınmıştır. İstanbul Bienali’ni on yıllığına kapatmıştır. Ailenin en büyüğü 12 Eylül darbesinin ekonomi ayağı olarak Kenan Evren’e “emrinizdeyim” mektupları yazmış, bunu kıdem tazminatlarını ortadan kaldırıver, teröristleri asıver emirleri vermeye dönüşen mektuplar izlemiştir. 12 Eylül mağdurları bile laiklik, çağdaşlık, millicilik zarar görmesin diye bu en büyük ayakçıyı ve mektuplarını yıllarca yok saymış, bu yüzden bir zamanlar sokakların dilinden düşmeyen “Kahrolsun Oligarşi”, “Savaşa Sömürüye Son”, “Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur” haykırışları nostalji olma özelliğini bile yitirmiştir. “Mağdurluk” zamanla “edebiyat“ olmuş, durumun farkına varılınca “mağdur değil muhatabız” denerek toparlanmaya çalışılmış, ancak geç kalınmış; 12 Eylül referandumu öncesinde Zaman, Türkiye, Bugün, Star sayfalarında bol bol “mağdurluk“ yazılıp çizilerek kullanılmıştır. 12 Eylül’ün hesabının sorulması Ulusal Kanal ile at yarışları kanalı arasında gidip gelen birahane masalarına bile kalmamıştır.


Akrep sizden eylem bekliyor
TOMA‘ya karşı ne yaptınızsa gelin şu haberi okuduktan sonra Akrep’e karşı da yapın. Haber çok taze, 30 Ağustos 2013 tarihli Milliyet Gazetesi’nden. Koç Holding’in mağdurluk haberleriyle kendinizi daha bir çağdaş-yandaş bulduğunuz şu günlerde sizi üzecek bir haber:
Koç Holding iştiraki Otokar, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için 4x4 Cobra tipi taktik tekerlekli zırlı araç tedarikini kapsayan 227.9 milyon lira tutarındaki ihalenin lehine sonuçlandığını açıkladı. Şirketten Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamaya göre sözkonusu ihale ile ilgili teslimatların 2013 yılından başlayarak partiler halinde 2015 yılında tamamlanması planlanıyor. Otokar’ın son mali tablolarına göre brüt satışlarının yüzde 32’sine karşılık gelen ihale bedelinin açıklanması sonrası hisseleri yüzde 8.44 primle tavan fiyat olan 51.40 liraya yükseldi.
Bu haberden sonra Otokar ailesine mensup milli mühendislere, milli silah tasarımcılarına, milli işçilere, milli CEO’lara dönüp çağdaşlığımızın son noktasına kadar şöyle bağırmaya ne dersiniz: “simit sat onurlu yaşa emi!”.

25 Eylül 2013
Hayatımız Zonguldak (İbrahim Akyürek) kitabında yayınlandı   

OTOKAR
http://www.otokar.com.tr/tr/default.aspx
    
http://mizahhaber.blogspot.com/2013/07/ilkin-deniz-arkadasimiz-amerikadan.html 
   
http://bjurynburddan.com/ 
   
Koç’a taciz yandaşa kıyak
http://www.gercekgundem.com/?p=568632 

'Abdullah Cömert'i öldüren gaz fişeğini atan araç tespit edildi' iddiası
    



    

‘Bizi kitabın şerrinden koru ya Rabbi!’

Tayfun Atay Cumhuriyet
Batı’da onar bin, yüzer bin basılırken bizde biner biner basılan kitaplardan bahsediyorsunuz da işte biner biner polis tarafından da toplatılıyor o kitaplar. Onar, yüzer bin basıldığında bu, polisin işini zorlaştırmaktan, külfeti artırmaktan öte ne işe yarayacak ki?!
Evet, kendinizi kandırmayınız! Değil mi ki “Bizleri bilhassa okumuşların şerrinden muhafaza eyle ya Rabbi” diyen imamların dualarına âmin dediniz.
Değil mi ki okuma oranları arttıkça kendisini hafakanlar bastığını söyleyen, cahil ve okumamış halka daha çok güvendiğini belirten yandaş üniversite yöneticileriniz, akademi bürokratlarınız var.
Değil mi ki iktidarınızın temeli, kitabî öğrenme, değerlendirme, çözümleme, muhakeme ve münazara etme takatine sahip olmayan, şifahî, hamasî ve sathî bilgiyle yetinen okumaz-yazmaz kitlelere dayanıyor en çok.
Referandum sonuçları göstermedi mi? Sadece AKP’ye karşı olan değil, ama AKP’li eğitimli kesimden bile “Hayır” oyları fışkırdı.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/737488/_Bizi_kitabin_serrinden_koru_ya_Rabbi__.html